Berlin Üzerindeki Gökyüzü - Neden?

30 November 2025 • Yunus Kara
Berlin Üzerindeki Gökyüzü - Neden?

NEDEN?

 

              Zamanın içinde var olan hayatın ve hayatın içinde var olan zamanın düz bir çizgide akıyor gibi görünse de aslında nasıl yok oluş ve var oluş döngüsü içinde sabit bir yerde durduğunu anlatıyor film. Kulağa renksiz gelen bu anlatının içinde aslında hayatın nasıl rengarenk bir şekilde var olduğunu bize varlığın yalnızca gözlemcisi olan bir melek aracılığıyla anlatıyor. Sıradan her insan her an geçmişini, şimdisini, geleceğini, yaşamını sorguluyor. Melekler her an her yerde, her şeyi görebiliyorlar, bilebiliyorlar fakat tadına varamıyorlar. Sonsuz bir hayatın içinde büyük bir eksiklikle yaşıyorlar. Melekleri görebilenler yalnızca çocuklar. Çocukluktaki masumluk, boş bir levha gibi dünyaya gelen temiz zihinlerin varlığı, hayatı, benliği nasıl sıfırdan sorguladıklarının altını çiziyor. Sonsuz zamanı olan meleklerin bu sorguları bitirmiş olması beklenirken, Damiel ancak hayata geldiğinde gerçekten yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlıyor. Yaşam burada ironik bir şeydir. Biraz da varoluşsaldır. Hayatın rüya mı gerçek mi olduğunu sorgularken bir yandan da aşk ile hayata anlam katarız.

 

               Filmin bir başka teması da hayaller. Yaşlı bir hikaye anlatıcısının bitmiş yaşamından geriye bakışında dahi sonsuzluk özlemi var. Hikayelerini daha bitirmemiş oluşunu bir “barış destanı” yazma isteğinden anlıyoruz. Hala daha ilhamın peşinden koşuyor, daha huzurlu, daha iyi bir dünyaya inanmak istiyor. Damiel’in aşık olduğu akrobat Marion ise akrobatlık hayalinin sonuna geldiğine inanıyor ve kendisini bütün geçmişini, bütün varoluşunu sorguladığı bir boşlukta buluyor. Bir başka adam ise ‘şimdi’yi sonuna kadar hissedip, “Gidiyorum. Neden?” diye yaşamına son veriyor.

 

               Diyaloglar herkesi küçük birer filozof yapmış gibi. İçini okuduğumuz her insan kapsamlı bir yaklaşımla kendi hayatının farklı uç köşeleri üzerine peş peşe düşünceler savuruyor. Yani hem felsefi hem de lirik bir dil hakim diyaloglara.

 

               Filmin sinematografik hissi akış hali. Kamera sürekli akıcı bir hareket halinde. Çekim açıları çok sıra dışı değil fakat kapsayıcı. Ses tasarımı ise oldukça iyi. Filmin 2/3’ünde konuşmayan ve herkesin iç monoloğunu duyan melekler şehirde gezinirken duyduğumuz sesler bizi de onlar gibi birer gözlemci yapıyor. Bazen biz de herkesi duyduğumuzu hissediyoruz. Renkli ve siyah beyaz görüntülerse temiz ve etkili bir yöntem olarak kullanılmış.

 

Not: Kütüphane sahnesinde melekler insanların arasında gezer. İnsanlar kameraya selam verir fakat melekler kamerayı görmezler. Belki de biz de melekleri gözlemleyen dış yaratıklar olarak yalnızca o dünyada çocuk gibi olan insanların gözüne mi görünüyorduk? Yoksa biz de meleklerin arasında gezen bir çocuk muyduk? Yoksa film bizi tanrı yerine mi koyuyor?

 

            -Yunus Kara