Masal Gezgini Tina ile Yolculuğum
Masal gezgini Tina ile yolculuğum.
“Kadim zamanlarda yaşamış, uçsuz bucaksız dağları aşmış, engin denizlerde dalgalarla savaşmış, bazen bir kuşun kanadında yedi kat gökleri dolaşmış, bazen bir karıncanın sırtında yerin yedi kat altına dalmış bir gezginim. O kadar çok, o kadar çok gezdim, Bir tek kendi sırtımı görmedim desem yeridir. Eh bu kadar çok masal dolaşırken, onlardan neler öğrendiğime inanamazsınız. En sevdiğim masallardaki karakterler bana hep ilham verdi. Ben de o masalların içine atlayıp kendi masalımı yazmaya karar verdim.”
Herkes çocukluğunda bir masal kahramanına dönüşmeyi istemiştir elbette. Kim istemez ki? En güzel maceralardan hep başarıyla çıkıyorlar, yolda bir sürü arkadaş ediniyorlar. Renkli ve heyecanlı bir dünyaları var. Hem de harika saraylarda, en güzel kıyafetleri giyerken, beyaz atlı prenslerinin yolunu gözlüyorlar… Bir dakika orada bir duralım işte!
Eğer masal kahramanınız bir kadınsa hep bir kurtarılmayı beklemesi ne acı değil mi? Üstelik bu kadın kahramanların gerçek birer isimleri bile yokken! Kırmızı başlıklı kız, pamuk prenses, külkedisi… ya avcı ya da beyaz atlı bir prens olmasa maceralarını sonlandırmaları mümkün olmayacak.
Tam da bu noktada artık tiyatrocu ceketimi de üstüme giymişken, çocuklara bu masalları sahneden kendimce anlatmaya karar vermiştim. Hayır benim bir adım var diyecekti kırmızı başlıklı kız. Fakat bu isim ne olmalıydı. Tam da bu soruları dalgın dalgın düşünürken, "Tina! Tina!" diye evin içinde bağırarak dolaşmaya başladım. Masal gezgini Tina! Madem masalların içerikleri artık bizim için çok eskide kaldı, o zaman neden onları kendimiz yeniden yazmıyoruz ki dedim. Ve bu yolculukta masal gezgini Tina bana eşlik edecekti. Ben yazacaktım o da harika bir yolculuğa kendiyle beraber onlarca çocuğu sürükleyecekti. Daha ne olsun! Giydim tulumumu çok değerli arkadaşlarımla ilk kez Tina olarak sahneye çıktım ve bağırdım. “Kırmızı başlıklı kız mı? Benim bir adım var Tina!” işte Tina ile yolculuğumuz sahnede böyle başladı.
Tina bir masal gezgini, o çok bilindik masallara itiraz eden, o masalların ifade ettiği ve anlayamadığı şeyleri kendince dönüştüren, günümüzdeki çocuklar gibi oldukça akıllı ve eleştirel ve de oldukça neşeli bir kız çocuğu. Babası her gece ona masal anlatırken o kadar çok müdahale etmeye başlıyor ki masallara, en sonunda babası “hadi o zaman sen yaz” diyor ve Tina için artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. O masalların içine atlayıp kendince yazmaya karar veriyor. Ben de bu yolculukta onun yazarı olarak var oluyorum böylece…
Çocukların gözünde ne söylemek istediğimin anlaşılmasının verdiği parıltı, içimde tarif edilemez bir mutluluk tulumumu astım dolabıma. O kadar çok şey söyleyebildim ki Tina sayesinde. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden tutun, doğanın talan edilmesine, hayvan haklarının korunmasına, zorbalığa, güzellik algısına, teknolojinin yanlış kullanımına değin masalların içinde artık bize antika gelen ne varsa her şeyi konuşabildim. Sahneden bir tiyatro karakteri olarak konuşmak harikaydı elbette, fakat bu fikir birgün Epsilon yayınevi tarafından kıymet gördü ve şimdi sahneden ulaşamadığım onlarcasına kitaplarımla ulaşıyorum. Kitaplarım diyorum çünkü Tina bir seri olacak ve okul öncesinden tutun bütün ilkokul, ortaokul çocuklarıyla karşılaşacak. İşte bunun heyecanı ve mutluluğu ise tarif edilemez.
Harika bir çizer olan Rukiye Ulusan’ın Tina karakterini öyle güzel resmetti ki, tüm aradığım bakışı daha ilk karşılaşmamızda aldım Tina’mızdan. O artık yalnızca benim değil birçok çocuğun Tina’sı olmaya hazır. Güzel okurları tarafından sayfalarında maceralara atılmayı bekliyor!
Herkesin yeniden yazmak istediği bir masalı yok mu zaten? Eğer siz Tina olsaydınız hangi masalda gezmek isterdiniz